Yazılar

KÜLTÜR-SANAT

VIDEO

Video

FOTO HABER

Video

BİLİM TEKNİK

FORUM

Değişim Sürecinde Türkiye'de Mimarlık

Hiç yorum yok


Mimar Korhan Gümüş, Kent Tarihçisi Saadet Özen ve Mimarlık Tarihçisi Uğur Tanyeli ile Değişim Sürecinde Türkiye'de Mimarlık konusunu konuştuk.


Mimar Korhan Gümüş, Kent Tarihçisi Saadet Özen ve Mimarlık Tarihçisi Uğur Tanyeli ile Değişim Sürecinde Türkiye'de Mimarlık konusunu konuştuk.

“Mimarlığa ilişkin dayatma yapıyorsanız, bu dayatma kesinlikle başka bir mimarlığı mümkün kılmama çabanıza işaret eder. Yani her dayatma başka var oluşları, başka vuku buluşları, başka mimarlıkları, başka kültürel tavırları ortadan kaldırma çabanıza işaret eder” diyen Tanyeli, bu durumun demokrasi bağlamında sorun ürettiğini söyledi.

Ayasofya ve Kariye’nin camiye dönüştürülmesini de değerlendiren Tanyeli, “Ayasofya ve Kariye gibi yapılar sadece sizin hedef kitlenizle, Türkiye ile sınırlı yapılar değiller. Ayasofya dünya tarihinin en önemli yapılarından biri. Dünyada Ayasofya gibi 15 tane daha yapı yok. Yaklaşık bin 500 yaşında bir yapıdan söz ediyoruz. Ayakta duruyor ve başlangıçtaki özelliklerini büyük ölçüde koruyor.  Bunu artık açıkça kabul etmek lazım: Ayasofya bir kilise. Onu camiye döndürseniz de o bir kilise. Türk toplumu olarak Ayasofya’yı yıllarca cami olarak kullandık ama bu onu hiçbir zaman cami kılmadı. O hala kilise olmaya devam ediyor. Justinyenus diye bir adam tarafından yaptırıldı. Anthemios ve Isidoros diye iki Anadolulu Rum tarafından planlandı. Hakkındaki metinler Rumlar tarafından yazıldı. Prokopius diye bir adam bina yapılırken daha yapının inşaat süreci hakkında kitabına koca bir bölüm yazdı. Silentiarius diye bir adam Yunanca’da onu öven övgü metinleri kaleme kaldı. Böyle övgü metinleri var. Bunların hepsinin anılarını yok sayarak Ayasofya sadece camiydi diyemeyiz” dedi.


Kent tarihçisi Saadet Özen ise, eskiyi korumanın ya da korumamanın toplumsal tabakalar arasında mücadelenin alanı ve simgesi haline geldiğini ifade ediyor. Dolayısıyla bunlarda herhangi bir değişiklik olduğu zaman bu doğal olarak kentin içinde yaşama deyimimizi etkiliyor.

Özen’e göre, koruma kararları da belli bir bakış açısının ürünü ve bunu benimsetmek için alınan kararlar. Tüm siyasi kararlar ise aynı zamanda kültürel kararlardır. Bu kararlar iktidarın oluşturmak istediği kültürel çerçeveyle ilgilidir.

İKTİDARIN SEMBOLLER ÜZERİNDE YOĞUNLAŞMASI VAR

Mimar Korhan Gümüş de bugünkü iktidarın bu semboller üzerinde yoğunlaştığına dikkat çekiyor. Gümüş’e göre, 1953’den beri İstanbul’da Osmanlıcılık hayaleti dolaşıyor. Bu Kimi zaman iktidara gelir gibi oluyor; ama hiçbir zaman iktidar aygıtından ayrışmıyor. Gümüş'e göre, Türkiye’nin asıl problemi bu. Muhalefet ve kapitalizm eleştirileri gibi gözüken bütün dalağalar aslında tam da iktidarın içinde yer alıyorlar ve o şekilde kurumsallaşıyorlar.

Değişim sürecinde Türkiye'de mimarlık ve tarihi yapıların fonksiyonunun değiştirilmesi videosunu buradan izleyebilirsiniz. 




“Theotokia Kültür Buluşmaları” 9 Ağustos’ta başlıyor!

Hiç yorum yok


Yeniköy’ün mahalle kültürünü geliştirme ve zenginleştirmeyi amaçlayan “Theotokia Kültür Buluşmaları”nın bu yıl üçüncüsü gerçekleşecek. Sanatsal faaliyetler üzerinden İstanbul’un kadim toplumlarının kültürünü ve varlığını vurgulamayı amaçlayan festival, Kilise takvimine göre her yıl Panayia’nın (Meryem Ana) anıldığı ağustos ayında gerçekleşiyor.

Bu yıl üçüncüsü düzenlenecek olan “Theotokia Kültür Buluşmaları”, 9 Ağustos’ta başlayacak. 9 Ağustos Pazar Saat 19:00’da Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın’ın “Bir Şehir Devleti, Bir Şehir Medeniyeti: Bizans’ı Kültürü ve Sanatı Üzerine Algılamak” sunumuyla başlayacak festival; 23 Ağustos Pazar saat 19:00’da Lozan Mübadilleri Vakfı Korosunun aynı melodi ile iki dilde söylenen “Hasretin İki Yakası Ezgileri” konseriyle devam edecek. Festival programı, 6 Eylül Pazar günü saat 18:00’de yazar Nektaria Anastasiadou’nın “A Recipe For Daphne” adlı kitabının tanıtımını ilk kez Yeniköy’de gerçekleştirmesiyle son bulacak.

Yeniköy Panayia Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfının avlusunda gerçekleşecek olan etkinliklerde, bu yıl Covid-19 Pandemisine karşı katılımcı sayısı gözetilecek, girişte ve etkinlik alanında güncel sağlık tedbirleri takip edilecektir.



Yeni medyanın kültürel miras uygulamaları

Hiç yorum yok


Discovering Yeniköy Sohbetlerinde bu hafta Restoratör Mimar Seda Özen Bilgili ve Doç. Dr. Sarphan Uzunoğlu Yeni Medyanın Kültürel Miras Uygulamalarını konuşuyor.

Discovering Yeniköy Sohbetlerinin konuğu İzzet Keribar ile Oscar Fuchs

Hiç yorum yok


Duayen fotoğrafçı İzzet Keribar ile Oscar Fuchs 17 Mayıs Pazar günü yapılan Facebook canlı yayınında ‘Discovering Yeniköy Sohbetleri’nin konuğu oldu. Fotoğraf sanatının gelişiminin konu edinildiği bir saatlik sohbetin moderatörlüğünü Özcan Geçer gerçekleştirdi.




Dr. Tarhan: Çin’deki virüsle batıdaki virüs aynı değil

Hiç yorum yok

Tüm dünyada korona virüsünün evrimine ilişkin yeni çalışmalar yapılıyor. Buna göre şu an dolaşımda olan 154 virüsün genomu karşılaştırıldığında hücrelere bağlanma bölgesinde potansiyel yeni mutasyonlar var.

İstanbul Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Çağatay Tarhan, “korona virüsünün bağlanma özelliğini arttırmış olabileceğini vurguluyor.”

Dr. Çağatay Tarhan’ın korona virüsünün evrimine ilişkin sorularıma verdiği yanıtlar şöyle:

‘BİYOLOJİ VE EVRİM EĞİTİMİ ŞART’

Evrimi anlamayan toplumlar korona virüsüyle mücadelede başarılı olabilir mi?

Olabilir ama evrimi anlayan toplumların kaydettiği ilerlemelerin ürünlerini ithal ederek olabilir. Karşımızda bir bilinmeyen var, bu filmlerde, kitaplarda gördüğümüz gibi insanlığı tehdit eden yabancı bir unsur sanki… Belirsizliklerle dolu, ne yapacağı kestirilemiyor. Bu da elbette korkuya ve paniğe zemin yaratıyor. Fakat bu korkuya mahal vermemenin yolu korku kaynağı üzerinde kontrol kurmak ve bunun için önemli olan şey de karşımızdaki organizmanın kapasitesini, nasıl değişebileceğini anlayabilmek ve ne gibi biyolojik özelliklere sahip olabileceğine hâkim olmak. Bunun için de hiç olmazsa genel bir biyoloji bilgisine ihtiyaç var.

Öte yandan çok temel bir şey var. Organizmaların hiç değişmeden, baştan nasıl var olduysa öylece kalan yapılar olduğu düşünülüyorsa bu kavrayış biçimi şimdi karşımızdaki virüsün geçirdiği değişimler karşısında suskun kalmaya mecburdur. Aslında hepimiz evrimsel süreçleri, şimdi bu virüste özelinde de olduğu gibi, günlük hayatımızda da deneyimleriz fakat bu açıklayıcı bir bilimsel teori olarak önümüze geldiğinde anlamayı pek istemiyoruz. Çünkü o hep sorunlu bir alan olagelmiştir, öyle öğretilmiştir, insanlar bu yüzden birbirine kızmış, türlü kötülüklerle itham etmiştir. Zaten altı üstü bir teoridir, çürütülmüştür, çocuklarımız onu anlayamaz fazla spekülatiftir, modern bilim ve hatta Batı onu çoktan tarihin çöplüğüne göndermiştir. Bu düşünce durumunu koşullayan şey de bilimsel kaygılar, tutarlılıklar değil dünyaya dair geleneksel kavrayışlar, öğrenilmiş şartlanmışlıklar, bunun üzerinden oluşturulmuş taraflaşmalar ve elbette yıllardır süregelen eğitim biçimi. Bırakın evrimi bir yana bu virüs yüzünden öyle sorular geliyor ki bu insanlar için biyolojinin üniversite sınavını kazanmak için yapılması gereken iki üç soruluk mecburiyet olageldiğini anlıyorsunuz. Hem başarılı olmak hem de durumu daha serinkanlılıkla karşılamak için iyi bir biyoloji ve evrim eğitimi şart.

Evrim teorisi virüslerle ilgili bize ne söylüyor? Virüsler nasıl evrimleşiyor ve yayılıyor? İklim değişikliği ve sıcaklıkların artması evrim sürecini etkiliyor mu?

Genel olarak canlı organizmalar için geçerli olan evrimleşme süreçleri virüsler için de geçerli. Herhangi bir popülasyonun evrimleşmesi için kalıtılır nitelikteki pek çok özellik bakımından çeşitlilik söz konusu olmalı. Bu çeşitlilik o popülasyon için bir tür cephanelik görevi görür. Çevresel değişimler söz konusu olup da popülasyonun başı derde girdiğinde ya da yeni bir duruma uyarlanması gerektiğinde işte bu çeşitlilik içinden yeni duruma daha iyi uyanlar seçilir. Baştaki çeşitliliği yaratansa işte mutasyonlardır. SARS-Cov-2 özelinde, diyelim bugün Almanya’da, Fransa’da gördüğümüz mutasyonlar en başta Çin’deki virüslerde yoktu. Virüs yayıldıkça, her çoğaldığında çoğaltıcı enzimleri hata yapar ve işte mutasyonlar ortaya çıkar. Bu mutasyonlara sahip bireylerin kimi yok olur, kiminde herhangi bir değişiklik gözlemlenmez ama kimileri bulaşma konusunda daha başarılı olur. Yıllarca mutasyonların organizmaya yeni bir özellikle kazandırmayacağına dair safsataları duyduk ama işte geçirdiği mutasyonla hücrelere daha iyi tutunma özelliği gösteren virüsler karşımızda.

Sıcaklık değişiminin genel olarak virüslerin bulaşma sürecini nasıl etkileyebileceğine ilişkin modellemeler var. Mesela sıcaklığın artmasıyla virüsün konak değiştirme dinamiğine ilişkin deneysel çalışmalar var ve mesela deniyor ki, bir türün virüsle enfekte olma eğilimi varsa bunu arttırıyor ya da eğilimi olmayanınkini de azaltıyor. Bu virüslerin evrimine dolaylı bir katkı olarak düşünülebilir. Öte yandan sıcaklık artışı virüslerin yapısındaki proteinlerin kararlı yapısını olumsuz etkileme eğiliminde olabilir. Yine de deneysel çalışmalarda virüs popülasyonları arasında bu sıcaklık artışlarına adapte olabilen virüslerin ortaya çıktığı görülebiliyor. Fakat bunlar deneysel modellemelerdir ve gerçek hayatta bu durum koşuldan koşula, virüs türünden virüs türüne değişebilir. korona virüsünün sıcak iklimlerde zaten etki ettiğini biliyoruz ve öyle görülüyor ki sıcaklık artışı virüs yayılımındaki anahtar etkenlerden biri olmayacak.

‘ÇİN’DEKİ VE BATI’DAKİ VİRÜS AYNI DEĞİL’

“Çin’deki virüs ile Batı’daki virüs aynı mı? Çin ile ABD arasında virüs savaşı mı yaşanıyor?” şeklinde medyada sorular görüyoruz, bunlar ne kadar gerçeği yansıtıyor? Her insanın genomu farklı diye biliyorum; genetik olarak ırk diye bir şeyden söz edemediğimize göre belli bir ırkı hedef alan ya da kayıran virüslerden söz edebilir miyiz?

Aynı değil zira virüs değişim geçiriyor. Çin’le ABD arasında bir savaş yaşandığı bilimsel bir sav falan değil. Ancak ucuz politika malzemesi olabilir bu tür söylemler ve bunların hastalığı anlamamıza ve kontrol etmemize hiçbir katkısı yok. Diğer organizmalar gibi virüslerin evrimi de etkileştiği organizmalarla etkileşimi içinde değerlendirilmelidir. Dolayısıyla virüsün bağlanma bölgelerindeki değişimler karşılaştığı insan bağlanma proteinlerindeki yapısal (ACE2) farklılaşmalara göre bir seyir izliyor olabilir. Üstelik virüsün tek giriş kapısı bu da olmayabilir, buna ilişkin bazı veriler var. Dolayısıyla giriş yöntemindeki bu değişkenler virüs evrimini koşulluyor olabilir. Fakat bunu söylemek için çok erken, bu konuda genelleme yapabilecek kadar bir çalışma yok. Böyle bile olsa bunun özellikler ırkları, ülkeleri ya da toplulukları kayırabilecek bir nitelikte olma ihtimali çok düşüktür.

Çin’in Wuhan bölgesindeki ve Fransa’daki virüsler arasında ne gibi farklılıklar var? Bu farklılıklar bize virüsün evrimiyle ilgili ne söylüyor?

Sadece Fransa’daki değil dünyanın birçok farklı bölgesine yayılan virüsler başlangıçtakinden farklılıklar taşıyor. Zaten bu sayede bu bölgelerdeki genom dizilemeleri yapıldıkça örneğin virüsün yayılım rotasını takip edebiliyoruz. Buradan çıkan sonuç virüs gittiği yerlerde farklı bir evrimsel rota izleyebiliyor. Elde edilen sonuçlar virüsün tüm dünyada aynı mutasyonları geçirmediğini bize söylüyor. Fakat bu mutasyonların çok büyük bir kısmı etkisiz mutasyonlardır. Virüsün öldürücülüğü ya da yayılma gücünü çok çarpıcı biçimde arttırmazlar. Bazı çalışmalarda bulaşıcılığın artabileceğine ilişkin uyarı olması bakımından örnekler var ama bazı çalışmalarda da virüsün çoğalma yeteneğini azaltan mutasyonlara sahip olduğunu görüyoruz. Bunlar dediğimiz gibi daha çok modelleme çalışmaları. Kesin, net verilerdir diyemeyiz. Virüsün genel yapısı bir kararlılık içindedir ve şu anda bundan çok dramatik bir sapma olduğunu görmüyoruz. Bulaşma dinamikleri açısından nasıl ortaya çıktıysa öyle devam ediyor.

‘KORONA VİRÜSÜ HAYATIMIZIN PARÇASI OLABİLİR’

Peki, virüs bölgesel olarak farklı mutasyonlar geçiriyorsa virüse karşı küresel olarak etkili tek bir aşı geliştirmek mümkün mü yoksa bölgesel olarak farklı aşılar mı geliştirmek gerekiyor? Çünkü her sene olduğumuz grip aşılarının bazı kişi ve bölgelerde etkili olmaması bu duruma bağlanıyor. Bu konuda ne bilim ne diyor?

Virüsün mutasyon geçirme hızının aşı bulma sürecinden daha hızlı olduğunu söyleyebilecek hiçbir veri yok elimizde. Bu önümüzde teorik potansiyel bir tehdit olarak duruyor fakat bunun en kesin cevabını aşıyı bulduktan sonra alacağız. Grip virüsü için de virüs değiştikçe aşılar yenileniyor ama bundan kimse korkmuyor ve bu hayatımızın bir parçası. Korona virüsü için de aynı durumun geçerli olma ihtimali yüksektir. Etkili bir aşı bulunduktan sonra o aşının da etkili varyasyonları bulunur, yeter ki o aşamaya gelebilelim.

Yani aşılar ve ilaçlar geliştirildikten sonra da bu yeni korona virüsünün girip gibi hayatımızın parçası olmaya devam edeceğini mi söylüyorsunuz? Devam ederse bu herkes virüsle efekte olacağı anlamına mı geliyor?

Virüsün ortalıktan bir anda kaybolmayacağı ortada. Buna yanıt verirken virüsün diğer akrabalarının hastalık yapma seyri de bize fikir veriyor. Bu muhtemelen döngüsel, mevsimsel bir seyir izleyecek gibi görünüyor ve epidemiyologların söylediğine göre genel nüfusun en az yüzde 60’ını etkileyebilir. Fakat ne yapacağı büyük oranda bizim ona nasıl müdahale edeceğimizle ilgili. Burada üzerinde yoğun bir şekilde çalışılan aşılar ve ilaçlar devreye giriyor. Öte yandan derdimiz yeni dalgalara en iyi şekilde hazırlıklı olmak olmalı. İşte yoğun bakım ünite sayısını, yatak sayısını, solunum cihazları sayısını, test sayılarını artırmak gibi girişimler gerekiyor. Yıllardır konunun uzmanları önümüzdeki dönem virüslerin dönemi olacak diye uyarıyordu. Maalesef sağlık sistemleri ve ekonomiler bu tür uyarıları dikkate alacak şekilde yapılanmadığı için bu uyarıları kimse dikkate almadı. Umalım ki en az sayıda hasar görerek bu dersi öğreniriz.

Son olarak medyadaki bilgi kirliliğiyle ilgili düzeltmek istediğiniz ya da eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sosyal medya bilgi kirliliğinin kaynağı olduğu gibi akıllıca kullanılırsa doğru bilgi alma yeri olarak da işlev görüyor. Komplo teorilerine prim vermeyen, büyük resimlerden, büyük güçlerin oyunlarından bahsetmeyen, kamu çıkarına, halk sağlığına, şeffaflığa önem veren ve bilimsel çalışmalara atıf yapan pek çok kurum, hekim, sağlık çalışanı ve bilim insanları var. Bilimsel bakıştan hiç ayrılmadan onlara kulak vermek şu dönemde en iyisi olacaktır.

Söyleşi: Orbay Soydan 


*Bu söyleşi 28 Mart 2020 tarihinde ilk kez Gazete Duvar’da yer aldı.



İnsanlık vahşi olmadığını ispatlamalı

Hiç yorum yok


Tarih 7 Kasım 2007

Pekka Eric Auvinen adlı 18 yaşındaki Finlandiyalı bir genç Helsinki yakınlarında lise arkadaşlarına ateş açtı; kendini vurmadan önce sekiz öğrenciyi öldürdü.

Katil katliamdan önce YouTube’a yüklediği videoda “İnsanlık fazla abartılıyor” yazılı bir tişörtle poz vermişti.
Auvineni, Nietzsche hayranıydı. Nietzsche’nin felsefesinin merkezi olan güç istencini savunuyordu.
İnternete yüklediği manifestoda doğal seçilimin ters işlemeye başladığını iddia etmiş, insanların diğer hayvanlardan bir farkı olmadığını ve ölmenin, öldürmenin doğada var olduğu için çok doğal sayılması gerektiğini söylemişti.

Auvineni belki de gerçekten ideoloji olarak insanı vahşi yapan bir gene sahipti. Vahşi hayvan Pazarı’nda başlayan virüsün bu kadar kısa sürede tüm insanlığı etkilemesinin açıklaması bu olsa gerek (!)
Bir görüşe göre ise insan tek vahşi hayvandır. Zira, diğer hayvanlar doğanın onlara yapmaları için sunduğu tek seçeneği yapıyorlar, kişisel tercihlerini değil. Tercih ederek vahşet yapan tek hayvan insandır.
Filozof Clare Palmer’da yabanı hayvanların doğal kötülüklerle ilgili sorumlu olmadığını söylüyor; ama onlara yönelik kendimizin sebep olduğu kötülüklerden, zararlardan sorumlu olmamız gerekir.

İste bir gazete haberi:

“Afganistan savaşının yerle bir ettiği yerlerde insanlar hayatta kalmak için ot yemeğe başladı.” (The Guardian Weekly, 3–5 Ocak 2002, s..2.)

İtalyan filozof Rosi Braidotti, ‘İnsan Sonrası’ adlı eserinde bu habere atıf yaparak aynı dönemde Batı’da ineklerin et bazlı yemle beslendiğine dikkat çekiyor. Hayvansal bazlı yemle hayvanları beslemek tam bir yamyamlıktır. Bunun daha sonra ölümcül bir hastalık olan deli dana hastalığına neden olduğu ortaya çıktı.

Bir örnek olay daha yazayım…

Birkaç hafta önce Adana’da bir barınakta aç kalan köpekler birbirini yedi. Oysa Harvard Üniversitesi’nden bilimsel ahlak Profesörü Christine Korsgaard’ın biyolog E.O. Wilson üzerinden belirttiğine göre, gezegenin yarısı bile ekosistemin ve türlerin büyük bir kısmının korunması için yeterli olmaktadır. Hayvanları küçük kafeslerde tutmak da uygun bir davranış değildir.
Şu an evinizde dört duvar arasında özgürlüğünüzden yoksun, açlık ve sağlık korkusuyla yaşıyorsunuz değil mi? Evet, korkuyorsunuz. Bunun nasıl bir his olduğunu anlıyorsunuzdur!

Ama sadece doğaya ve hayvanlara karşı değil; “Önce Ben” diyerek kendi türümüze karşı yaptıklarımızdan da sorumluyuz.

Daha geçen hafta Edirne’den dönen Afgan bir kadın yiyecek olarak bisküvi ve meyvesuyudan başka bir şey bulamadıklarını gazetecilere anlatmıştı. Sosyal medyadaki görüntülerde mülteciler çöplükten beslenmeye çalışıyorlardı.
Bu durum 2002'den bugüne geçen onca yıla rağmen insanlığın değişmediğini gösteriyor.
Yunanistan sınırındaki bazı mülteciler buna ağızlarını dikerek tepki göstermeye çalıştılar. Ama pandemi karşısında herkes kendi canının derdinde olduğundan seslerini duyuramadılar.

Şimdi hepimiz benzer bir kaygıyla hükumetlerimizden beklenti içerisindeyiz. “İşimiz ne olacak ya da gıda sorunu yaşayacak mıyız?” gibi soruların cevabını merak ediyoruz. En önemlisi de pandemi karşısında gidecek hiçbir yerimiz yok. Gidecek bir yeri olmayan mülteciler gibi çaresiziz.

Diğer yandan insan topluluğunun bilinçli bir yansıması olan hükumetlerimiz ne yapıyor?

Avrupa Birliği’nin (AB) 6 ülkesi İsveç, Fransa, İtalya, İspanya, Çek Cumhuriyeti ve Yunanistan arasında sağlık malzemesi krizi patlak veriyor. Çin’in İtalya’ya gönderdiği 680 bin maskeye Çek Cumhuriyeti el koyuyor. İtalya Yunanistan’a gidecek 2 bin solunum cihazına el koydu. İsveç merkezli sağlık şirketi Mölnlycke, Çin’den İspanya ve İtalya’ya gönderilmek üzere ithal ettikleri milyonlarca yüz maskesi ve eldivene Fransa’nın el koyduğunu duyurdu.

Kriz NATO’nun birliğini de etkiliyor. ABD ve Almanya arasında koronavirüs aşısı kavgası yaşanıyor. Dahası Almanya’nın Çin’den aldığı maskelere ABD, Bangkok’ta el koydu. Berlin İçişleri Senatörü Andreas Geisel yaptığı açıklamada, ‘’ABD’nin yaptığı modern korsanlık eylemidir.’’ dedi. Trump pandemi karşısında bile ‘Önce Amerika’ temalı dış politikasına devam ediyor. İspanyol gazeteleri ise İspanya’nın Çin’den aldığı solunum cihazlarına NATO müttefiki Türkiye’nin gümrükte el koyduğunu yazıyor

Bu arada Avrupalı ülkelerin birbiriyle savaşmasını 58 yıl boyunca NATO’nun engellediğini unutmayalım.

Bitmedi.

Trajediye eklemede bulunan Fransız yetkililer, COVİD-19 aşısının önce Afrikalılar üzerinde denenmesini buyuruyor.

Türkiye’de ise vatandaşına henüz düzgün destek paketi açıklamayan hükumet, “Evde Kal” çağrısına rağmen ibadeti seçili kişilerle yapılır hale getirdi. “Karantina gönül” işi yaklaşımı sınıfsal yaklaşımın bizde de derinleştiğini gösteriyor. Noam Chomsky’nin dediği gibi esneklik, işsizlik, en iyi ihtimalle ücretlerin düşürülmesiyle sonuçlanıyor.
Sağlık sektöründe istifaların yasaklanması ise ayrı bir düşündürücü…Hipokrat mezarında ters döndü!

Tabi burada ekipman eksikliğine rağmen kahramanca mücadele veren sağlık çalışanlarımızı ve artık az sayıda kalan bilim insanlarımızı yazdıklarımdan ayrı tutuyorum; Onlar hala umut var olmamı sağlıyor.

Diğer yandan pandemiyi kitap satışlarını artırmak için kullanan gazetecilerin, medyatik olmaya çalışan akademisyenlerin ve ahlaki değerlerim var diyen diğer herkesin durup düşünmesi gerekiyor. Çünkü siyasi oyunlar ve 65 yaş üstüne yapılan zorbalık bile topluluğumuz hakkında çok şey söylüyor. Pandemi sonrası yeni düzene şekil verecek olan ise yine bu topluluk.

Bu yüzden son birkaç haftada yaşadıklarımız kurulacak yeni düzenin neye benzeyeceği konusunda trajik şekilde düşündürüyor.

Ama insanlık her şeye rağmen şimdi vahşi olmadığını da ispatlamak zorunda!

Orbay Soydan

© Tüm hakları saklıdır
Orbay Soydan'ın Kişisel Web Sitesidir.